Mevlevihane

Mevlevihane’nin Tarihçesi

Mevlevihaneler içerisinde ilk açılanların başında, Konya’dan sonra Afyonkarahisar Mevlevihane’si gelmektedir. Mevleviliğin Afyonkarahisar’da yaygınlaşmasının, Hz. Mevlânâ ve Ulu Ârif Çelebi’nin buraya yaptıkları ziyaretler sonucunda gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Hz. Mevlânâ, 6–7 yaşlarında olan oğulları Sultan Veled ve Alaeddin Çelebi ile birlikte, kale muhafızı Bedrettin Gühertaş’ın davetlisi olarak Afyonkarahisar’a gelmiş; çocuklar da burada sünnet olmuştur. Daha sonraki yıllarda torunu Ulu Ârif Çelebi’nin, Mevleviliği yaymak amacıyla Afyonkarahisar’a geldiği bilinmektedir. Ulu Ârif Çelebi, Afyonkarahisar’ı 13. yüzyılın sonlarında ziyaret etmiştir. Afyonkarahisar’ın Mevlevilik açısından önemli olmasının sebeplerinden biri de Hz. Mevlânâ’nın torunlarından Mutahhara Hatun’un, Germiyanoğulları Beyliği hükümdarı Süleyman Şah’a gelin gelmesidir. Bu durum, Çelebi sülalesinin Konya dışındaki topraklarda da kök salmaya başlamasını sağlamıştır.

Afyonkarahisar Mevlevihane’sine ilginin, Sultan Dîvânî döneminde daha da arttığı görülmektedir. Sultan Dîvânî’nin teşkilatçılığı, devlet adamlarıyla kurduğu iyi ilişkiler ve gerçekleştirdiği seyahatler, Mevleviliğin parlak bir dönem yaşamasına katkı sağlamıştır. Tarihî süreç içerisinde birkaç önemli yangın ve onarım geçiren Mevlevihane, 20. yüzyıla tamir ihtiyacıyla girmiştir. Toprak damlı ahşap yapı, Celâleddîn Çelebi’nin postnişinliği sırasında, 1902 yılında çıkan bir yangında tüm müştemilatıyla birlikte tamamen yanmıştır. Celâleddîn Çelebi’nin gayretleri ve Sultan II. Abdülhamid’in maddi katkılarıyla Mevlevihane yeniden inşa edilmiş ve günümüze kadar büyük ölçüde özgünlüğünü koruyarak ulaşmıştır. Son inşa sürecinde taş işçiliği, Ermeni usta Andon Usta tarafından gerçekleştirilmiştir. Mevlevihane, 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla birlikte yaklaşık altı asırlık faaliyetlerine son vermiştir.

2007 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyona alınan Mevlevihane’nin derviş odaları bölümü, Afyonkarahisar Belediyesi tarafından teşhir ve tanzim edilerek 30 Aralık 2008 tarihinde ziyarete açılmıştır. Mevlevihane’nin bulunduğu mahalle, Anadolu’daki hoşgörü ve birlikte yaşama kültürünü yansıtması bakımından son derece önemlidir. Gayrimüslim azınlıkların da yaşadığı bu mahalle, farklı inançların bir arada bulunduğu bir mekân olmuştur. Özellikle Muharrem ayında düzenlenen aşure törenlerinde Ermeni ve Rum topluluklarının da büyük bir heyecanla Mevlevihane’ye gelmeleri, yanlarında getirdikleri tahıl ve hububatla aşureye katkıda bulunmaları ve aynı kaptan birlikte yemeleri, Afyonkarahisar’ın kültürel zenginlikleri arasında yer almaktadır. Günümüzde Mevlevihane’nin bulunduğu bu tarihî mahallede 400’den fazla konak bulunmakta olup, bu yapılar koruma altındadır. Bu yönüyle bölge, önemli sit alanlarından biri olarak değerlendirilmektedir.

Afyonkarahisar, aynı zamanda ünlü şair Namık Kemal’in çocukluğunun geçtiği şehirlerden biridir. Annesi Fatma Zehra Hanım’ın mezarı, bugün Mevlevi Camisi girişinde yer almaktadır. Namık Kemal’in burada sema dersleri aldığı ve hatıralarında Afyonkarahisar’dan özlemle bahsettiği bilinmektedir. Mevlevihaneler, fonksiyonlarına ve büyüklüklerine göre ikiye ayrılmaktadır. Bunlardan biri “âsitâne”dir. Âsitâneler, tarikata yeni giren dervişlere eğitim verilen, kapsamlı Mevlevihanelerdir. Aynı zamanda büyük mutasavvıfların bulunduğu dergâhlar için de kullanılan bir terimdir. Mevlevîlikte âsitâne, çile eğitiminin verildiği merkezlerdir. Bu merkezlerde “bin bir gün çilesi”ni tamamlayan dervişler, “dede” unvanını almaya hak kazanırlar. Sayıları yüzü aşan Mevlevihaneler içerisinde yaklaşık 14’ünün âsitâne özelliği taşıdığı bilinmektedir. Afyonkarahisar Mevlevihane’si de Konya’dan sonra gelen en önemli âsitânelerden biridir