Postnişin Odası
Postnişin, dergâhın en üst makamında bulunan kişidir. Manevî şahsiyetinin yanı sıra, Mevlevihane’nin resmî idarecisi konumunda olan şeyhtir. “Posta oturan” anlamına gelen bu ifade, diğer tarikatlarda da kullanılmakla birlikte Mevlevîlikte ayrı bir öneme sahiptir. Mevlevîlikte post; tevhidin merkezi ve Hz. Mevlânâ’nın makamı olarak kabul edilir. Aynı zamanda Hz. İbrahim’in, Allah’ın emri üzerine oğlu Hz. İsmail’i kurban etmeye yöneldiği imtihanın bir sembolüdür. Bu hadise, teslimiyet ve fedakârlığın en yüce örneklerinden biri olarak görülür. Gönderilen kurbanla birlikte bu imtihanın hatırası, Mevlevîlikte post üzerinden sembolleştirilmiştir.
Mevlevihane’deki dervişler, postu her gördüklerinde bu teslimiyeti ve fedakârlığı hatırlarlar. Postnişinin oturduğu kırmızı post ise vuslatın ve ilahî tecellinin sembolüdür. Vuslat, yani Yüce Yaratıcı’ya kavuşmak, dervişin en büyük hedefidir. Mevlevîlikte ölüm, “Şeb-i Arûs” yani “düğün gecesi” olarak adlandırılır. Bu kavram, kulun Allah’a kavuşmasını ifade eder. Hz. Mevlânâ’nın vefat ettiği 17 Aralık günü, bu anlayış doğrultusunda her yıl Konya’da büyük bir coşku ve manevî atmosfer içerisinde anılmaktadır. Şeb-i Arûs, sevenin sevgiliye kavuşması; damlanın deryaya karışması olarak tasvir edilir
Güneşin batarken ufukta bıraktığı kızıllık gibi, ölüm de zahiren bir son gibi görünse de hakikatte başka bir âleme doğuştur. Bu anlayış, Mevlevî düşüncenin ölüm tasavvurunu en güzel şekilde özetler. Postnişinin başına giydiği “destarlı sikke”, onun manevî makamını simgeler. Sarığın ucunun sol taraftan kalbe doğru sarkması ise akıl ile gönül arasındaki dengeyi ve birliği temsil eder.
