Sultan Dîvânî (Divâne Mehmed Çelebi)

Sultan Dîvânî (Divâne Mehmed Çelebi)

Sultan Dîvânî, Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi’den sonra Mevlevîlik tarikatına önemli hizmetlerde bulunan Mevlevî büyüklerindendir. Asıl adı Mehmed Çelebi olup, yedinci kuşaktan Hz. Mevlânâ torunlarındandır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 1448 veya 1471 yıllarından biri olduğu kabul edilmektedir. Güzel sema etmesi sebebiyle babası tarafından kendisine “Semâî” lakabı verilmiş, şiirlerinde de bu mahlası kullanmıştır. “Dîvânî” lakabının ise, Hz. Mevlânâ’ya ait Divan-ı Kebir adlı eserin Anadolu’ya kazandırılmasıyla ilişkilendirildiği rivayet edilmektedir. Bu hizmeti sebebiyle kendisine “Sultan Dîvânî” unvanı verilmiştir.

Sultan Dîvânî, Mevlevîlik tarihinde teşkilatçı kimliğiyle öne çıkan önemli bir şahsiyettir. Birçok Mevlevîhane’nin kuruluşunda ve teşkilatlanmasında rol oynamış, bu nedenle “bânî-i sânî” yani “ikinci kurucu” olarak da anılmıştır. Galata Mevlevîhanesi’nin kuruluş süreciyle ilişkilendirilmesi, onun nüfuzunu gösteren önemli örneklerden biridir. Bunun yanında Eğirdir, Muğla, Sandıklı, Bağdat, Kahire, Cezayir, Lazkiye, Midilli ve Sakız gibi farklı bölgelerde Mevlevîhanelerin kurulmasına katkı sağladığı rivayet edilmektedir. Tasavvuf geleneğinde kalenderî meşrebiyle tanınan Sultan Dîvânî, Allah aşkı ve tevhid anlayışıyla nefs terbiyesini esas alan bir çizgide yaşamıştır. Onun tasavvufî düşüncesi, yüzyıllar boyunca etkisini sürdürmüştür.

Şiirlerinde ilahî aşk ve vahdet anlayışı açıkça görülmektedir:
“Ben bilmez idim, gizli ayağın hep sen imişsin
Tenlerde vücutlarda nihan hep sen imişsin
Senden bu cihan içine nişan ister idim ben
Âhir bunu bildim ki cihan hep sen imişsin”

Bu dizeler, onun varlık anlayışında her şeyi ilahî tecelli olarak gören tasavvufî bakışını yansıtır. Sultan Dîvânî’nin müridlerinden Muğlalı İbrahim Şâhidî de hatıralarında şeyhiyle ilgili derin bağlılığını ifade etmiştir. Bu anlatımlar, Mevlevî geleneğinde mürşid-mürid ilişkisinin manevî boyutunu göstermesi açısından önemlidir. Sultan Dîvânî’nin, Mevlevîlik tarikatının kurumsallaşmasında ve Afyonkarahisar Mevlevîhanesi’nin gelişiminde önemli katkılar sunduğu kabul edilmektedir. Vefat tarihinin 1546 veya 1547 yılları olduğu tahmin edilmektedir. Mevlevî ayinlerinin sonunda okunan Gülbank’ta ismi zikredilen önemli Mevlevî büyükleri arasında yer almaktadır.